Nüfusu Ne Eceler? Bir Kasaba, Bir Çiftlik ve Bir Gelecek
Kayseri’nin o sessiz, sakin sabahlarında, henüz sokaklar uyanmamışken ben her zaman o ilk adımları atarım. Bir kahve, birkaç satır yazı, sonra hayat başlar. Fakat geçenlerde, sanki hayatımda bir şeyler değişti. Nüfusu etkileyen şeyler, genelde sayılarla, istatistiklerle anlatılır. Ama ben size bir hikâye anlatmak istiyorum. Kayseri’nin kenarındaki eski bir kasabada, hayatın içinde kaybolmuş, bir çiftlikte geçen birkaç günümün ardından, bu soruyu kendime sordum: Nüfusu ne etkiler?
Bir Çiftlik, Bir Aile ve Hayal Kırıklığı
Bir yaz günü, bir arkadaşımın önerisiyle, şehir dışındaki ailesinin çiftliğine gitmek üzere yola çıktım. O kadar umutsuz hissediyordum ki… Kayseri’nin trafiği, yoğunluğu, monotonluğu bana dar gelmeye başlamıştı. Çiftlik, sadece bir kaç günlüğüne de olsa şehirden kaçış gibiydi. Ancak o gittiğim yer, bana sadece huzur değil, derin bir düşünce de verdi.
Çiftliğin en büyük özelliği, sakinliğiydi. Etrafta kuşların sesi, rüzgârın ağaçlar arasında geçişi ve her an bir hayvanın bağırışı vardı. Ama o sakinlik, sanki bir şeylerin eksik olduğunu fısıldıyordu. Çiftlik sahipleri, gerçekten hayatla barışmış, ama aynı zamanda büyük bir boşluk hissediyorlardı. Çiftlikte bir sorun vardı. Kimse yoktu. Bir zamanlar kalabalık olan bu yer, şimdi terkedilmiş gibiydi. Kasaba nüfusu azalmıştı, yaşlıların çoğu rahmetli olmuş, gençler ise büyük şehirlere göç etmişti. Hiçbir şey eskisi gibi değildi.
Bir gün, o kasabada yürürken, bir dükkanın önünde eski bir ilan gördüm. “Yeni nüfus artışı sağlamak için köyümüzü seçin!” yazıyordu. Ama köyün bittiği yerden şehre, şehirden uzak köylere gitmek de büyük bir adım gibiydi. Her ne kadar kasaba harabe gibi görünse de, kasaba halkının hala buradaymış gibi yaşadığını görmek, içimi sıktı. O zaman düşündüm: Nüfus, gerçekten neyi etkiler? Neden insanlar bu yerleri terk eder, neden şehirde kalıp, bambaşka hayatlar kurarlar?
Bir Gelecek, Bir Umut ve Yeni Bir Başlangıç
Kasabanın her köşesinde gördüğüm tek şey hüzün ve boşluktu. Ama o hüzünle birlikte bir umut da vardı. Bir sabah, kasaba meydanında birkaç insanla karşılaştım. Yaşlı bir kadının gözleri, bana bu toprakların ne kadar kıymetli olduğunu anlatıyordu. O an bir şey fark ettim: Kasaba halkı, nüfusları az olsa da birbirlerini kaybetmiyorlar. Çünkü birbirlerinin hayatına dokunmuşlar. Ne kadar uzak olursa olsun, kalabalık şehirlerden, o küçük yerin içindeki o bağlar çok farklıydı.
Biraz düşündüm, kasaba nüfusu her geçen gün azalsa da, hala bir şeyler vardı. Belki de bu küçük yerlerin yok olması, büyük bir kentleşmenin sonuçlarıydı. Ama bir yandan da, şehirler büyüdükçe insanın içindeki boşluk büyüyor. Kayseri’nin merkezine, büyük caddelere bakarken, insanlara bu kadar yakın olmamıza rağmen, bir o kadar uzak olduğumuzu hissediyorum. Nüfus büyüdükçe, insanlık değil, yalnızlık büyüyor gibi. O yüzden belki de kasaba nüfusu azalıyor ama kalbimdeki o sıcaklık, o köyü terk etmeyen insanlar gibi hep burada duruyor. Yani, aslında nüfusu ne etkiler? Bunu bazen sadece içsel bağlarımız, bazen de hayatta kaybettiklerimiz belirler.
Bir Soru: Büyük Şehir, Küçük İnsan
Yine o günlerden birinde, çiftlikte gün batarken bir soru geldi aklıma: Nüfus gerçekten yaşam kalitemizi mi belirler? Şehirde çok insan var, ama birbirine yabancı. Nüfus artıyor ama insanlar birbirini anlamıyor. Hangi birimiz gerçekten mutluyuz? Gerçekten mi, bir şehir ne kadar büyükse, biz o kadar yaşama şansına sahip oluyoruz? Ben buna inanmak istemiyorum. Çünkü bazen küçücük bir kasabada, hiç bilmediğiniz birinin size “hoş geldiniz” demesi bile bir ömre bedel olabilir.
Belki de nüfusu sadece sayılarla değil, o sayıların arkasındaki anlamlarla değerlendirmeliyiz. Nüfus, insanların birbirini kaybetmemesi için bir araç olabilir mi? Belki de küçük yerlerde daha fazla duygu, daha fazla bağ vardır. O kadar küçücük bir kasabaya gitmişken, işte bu soruları kafamda sürekli çevirip durdum. O kasaba benden çok şey almıştı, özellikle de bu soruyu: “Nüfus arttıkça biz kayboluyor muyuz?”
İstanbul’a dönerken, içimde bir umut vardı. Bu küçük yerlerin kaybolmasına engel olamazsak da, en azından büyük şehirlerde insan kalbini kaybetmemek mümkün. Her şeyin bir yeri var, ve bazen küçük bir kasabada hissettiğiniz huzur, dev şehirlerin karmaşasında kaybolmaz. Çünkü orada, birbirimizi ne kadar az tanısak da, birbirimize her zaman bir şekilde dokunuruz.
Kayseri’nin sokaklarında yürürken, kafamda bir şeyler değişmişti. Nüfusu etkileyen şeyler belki sadece sayılarla ölçülmezdi, belki de bir arada var olabilme biçimimizle. Geriye doğru bakarken, her şeyin bir anlamı vardı: bir kasaba, bir çiftlik, birkaç umut ve hayatı birlikte yaşamaya çalışmak. Nüfusu ne etkiler? İnsanlar birbirine ne kadar yakın olursa, yaşam o kadar değerli olur. Çünkü, geriye sadece bu bağlar kalır.