Hangi Film Türleri Var?
Günlerden bir gün, sabahın erken saatlerinde Kayseri’nin sessiz sokaklarında yürürken kafamda bir soru dolaşıyor: “Hangi film türleri var?” Bunu ne zaman, hangi duygular içinde düşündüm hatırlamıyorum ama o an sanki bir film sahnesine dönüşüverdi her şey. Bir yerlerde bir parça film müziği çalmaya başlar gibi hissediyorum ve aniden bir düşünce beliriyor kafamda; hayatın ne kadar da bir film gibi olduğunu fark ediyorum. Kim bilir, belki de yaşadıklarımızın her anı bir türün içine sığabiliyor; romantizm, dram, aksiyon… Her birimizin birer başrol oyuncusu olduğu, her gün yeniden başlattığımız film setlerimiz var.
Bir Film Türü: Romantik Komedi – Hayat Biraz Daha Hafif Olmalı
Kahvemi alıp bir kafenin köşesine oturuyorum. Hava soğuk ama sıcacık bir iç mekan beni sarıyor. Duvarda eski bir film afişi asılı, biraz solmuş. O anda birdenbire aklıma “romantik komedi” türü geliyor. Aslında, Kayseri’de çok da fazla romantik komedi yaşanmaz gibi geliyor bana. Ama bir an düşündüm, belki de hayatın içinde romantizm olmalı, her an olmalı.
Bir kadının gözlerine takıldım. Her gün aynı saatte kafenin kapısından girdiğini fark ediyorum. Aynı masaya oturuyor, kitaplarını açıp çalışmaya başlıyor. O kadar sıradan bir sahne ama bir film setinde gibi hissediyorum. Birden, aniden kahvemden bir yudum alırken gözlerimi kaybetmişim. Ne zaman olacak? Bir bakış, bir gülüş? Hayat bir romantik komedi filmine dönüştü mü? Neredeyse her an bir hikâye barındırıyor ama işte bazen anları kaçırıyoruz. Belki de romantik komedi türü, hayatın aslında ne kadar da hafif olabileceğini anlatıyor. Yani bazen hiçbir şeyin üstüne düşünmeye gerek yok. Her şey doğal akışında gelişmeli, gülüp geçmeli.
Dram – Birçok Kez Kırıldık
Sonra birden, o romantik komedinin ardından bir dram sahnesine geçiyorum. Bu sefer olay benim içime düşen, bir anda yaşadığım bir kırılma anına dönüşüyor. Kayseri’de tek başıma yürürken hayatımda hissettiğim o boşluğu hatırlıyorum. İnsanlar geçip giderken, bir anda yalnızlık öyle derinden vuruyor ki, her şeyin tadı kaçıyor. Her şey yavaşlıyor. İşte dram tam burada devreye giriyor.
Bazen insanın kalbi o kadar ağırlaşır ki, yaşadığı şehre bile yabancılaşır. Kayseri’nin o eski taş binaları arasında kaybolmuş gibi hissediyorum. Kafamda başkalarının yaşamlarına dair anılar dönüyor. Kimileri mutlu, kimileri kaybolmuş. Hayatın içinde bambaşka senaryolar var ama ben kendi hikâyemi yazamıyorum. Dram işte burada devreye giriyor. Herkesin içinde sakladığı kırık dökük duygular bir yerlerden fışkırıyor. O an, bir şekilde her şeyin bozulduğunu hissediyorsunuz. İnsanların birbiriyle ne kadar derin bağlar kurmaya çalıştığını ama bazen kendilerine bile ulaşamadığını görmek, beni daha çok düşündürüyor.
Bazen hayat gerçekten dramatik oluyor, en basit anlar bile kalbimi sarsıyor. Yalnızlık, kendini bulamamak… Tüm bunlar, bir dram filminin en duygusal anları gibi. Ama bu filmin sonunda, her ne kadar ağlasak da, hep bir umut ışığı vardır. Çünkü her dramatik hikâye, nihayetinde bizi güçlendirir.
Aksiyon – Adrenalini Yükselten Anlar
Biraz daha fazla “hareket” diyorum kendime ve aksiyon türüne geçiyorum. Hayat bazen gerçekten aksiyon filmine dönüşebiliyor. Hızla koşmak, mücadele etmek, koşulsuzca adım atmak… Bu anlarda insanın içindeki gücü keşfetmesi gibi bir şey. Bir gün Kayseri’nin ara sokaklarında kaybolmuşken, birkaç arkadaşımın yanına gittim. Koşarak, sanki bir şeylerden kaçıyormuşuz gibi hareket ettik. Adrenalini yüksek, hızla ilerleyen bir aksiyon sahnesi gibi… Gerçekten, o an sanki o kadar heyecanlıydım ki, bir aksiyon filminde başrol oyuncusu gibiydim. Her şey hızla geçiyordu ama aynı zamanda her hareketin, her adımın bir anlamı vardı.
Aksiyon filmleri hep bize “hiç durma, hep ileri git” mesajını verir. Sanki hayat bir yarış. Hedeflere ulaşmak, geçilmesi gereken engeller… Her an başka bir savaşın içinde, başka bir mücadeleye koşuyoruz. Belki de hayatın en heyecanlı anları böyle. İlerlemeye çalışırken, bir yandan da her adımda bir karar veriyorsun. O kadar hızlı bir tempo içinde yaşıyoruz ki, çoğu zaman durup düşünmeye bile vakit bulamıyoruz. Ama işte, o hızda kaybolmak bir anlamda keyifli oluyor.
Bilim Kurgu – Umudun Işığı
Film türlerinden en büyüleyici olanı ise, bence bilim kurgu. Hayatın olağan akışını terk ettiğimizde ortaya çıkıyor bu tür. Her şeyin normal olduğu bir dünyada birden hayal gücümüz devreye giriyor. Yıldızlara bakarken, geleceğe dair ne hayallerim olduğunu hatırlıyorum. Kayseri’nin gece manzarasında, uzaktaki dağların üzerine düşen yıldız ışıklarını seyrederken bir an, her şeyin çok daha büyük, çok daha karmaşık bir sistem olduğunu fark ediyorum.
Bilim kurgu, geleceğin nereye gittiğini, zamanın nasıl değiştiğini, insanın en derin isteklerini keşfetmeye yönelik bir tür. Hayatımıza yön veren teknolojiler, düşler, bilimsel hayaller… Belki de bu, hepimizin aradığı umut. Her bilim kurgu filmi, bizi daha iyisini yapabileceğimize inandırıyor. Belki de bu yüzden seviyorum.
Sonuç: Her Türde Bir Yaşam
Bir film türüne sıkışamayız. Her an, her duygu, farklı türlerde bir filme dönüşebilir. Romantik komedi, dram, aksiyon, bilim kurgu… Her biri hayatımızda var. Kayseri sokaklarında yürürken, bu duygular arasında geçiş yapmak, bazen bir bakışla bile farklı bir türde yaşamak mümkün. Her an, her sahne, bizi biraz daha biz yapıyor. O yüzden belki de film türleri de, hayatımızın içine girmeli, doğal bir şekilde. Kim bilir, belki de hayatın asıl gücü, onu bir film gibi hissetmekte yatıyor.